Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
GÜNLÜK
15-08-2007, 04:50 AM (Bu Mesaj 15-08-2007 04:59 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : cakmak.)
Mesaj: #1
GÜNLÜK
Her gecen "gun", farkli renkte bir damla olur duser her bir "hayat" okyanusundan..
Arkadaslar, gunluk yaziyorsaniz ara sira ve eger bir sayfasini burada paylasabilirseniz, farkli dunyalara pencereler acabiliriz belki benden duvarlarda...

------------------------------------------------------------------------
AGUSTOS
Agustos ayi biraz farklidir burada.. Diger aylarin uyusukluguna nispet yaparcasina afacandir Agustos buradaki Turkler icin.. Turkiye'ye tatile gidenlerin donus zamanidir.. Ayni zamanda Turkiye'den kopup gelenlerin ayaklarini buraya ilk bastiklari zamandir bu ayin ortalari.. Bu ay yalnizca buraya gelenler icin degil, tum yaz boyunca burada kalanlar icin de hareketlidir.. Yilin diger zamanlarina inat sik sik havaalanina gidilir bu ayda.. Bu zamanlarda havaalaninin cok guzel manzarasi olmasi degildir elbet bu sik gidislerin sebebi.. Tatilden donen eski arkadaslar alinir, evlerine birakilir, onlarin anlattigi tatli yaz hatiralari dinlenir havaalanindan eve giden uzun yol boyunca.. Ilk defa buraya gelen insanlar karsilanir, ilk asamada ev tutana kadar kalacak yerleri ayarlanmaya, oncelikli ihtiyaclari giderilmeye calisilir.. Market nerededir, okul nerededir, gosterilir.. Bir "gecmis olsun" denir, hosgeldin'den hemen sonra.. Gelen, anlamaz bu muzipligi, uzun yolun verdigi yorgunlukla, ama soyleyen icin cok sey ifade ettigini ancak daha oncelerden buraya gelmis baska bir insan anlar, yuzunde hafiften buruk bir gulumseme ile..


Bu ay hatirlama ve sayma ayidir bu ulkedeki cogu Turk ogrenci icin.. Kacinci yilin bittigini soyle sessizce fisildar insanlar kendi kendilerine, kimseye duyurmadan, usulca.. Ve hatirlar buradaki garib ogrenciler, kac yil once boyle sicak ve nemli bir agustos ayinda ilk geldikleri gunu, ve burunlarina carpan havadaki o asiri nemli tarcin aromali keskin kokuyu.. Bugun yine ayni havayi solurlar, ama bir turlu o keskin kokuyu hissedemezler, ne kadar derin nefes alsalar da.. iste bu biraz aci verir onlara.. Cunku hava ayni hava olduguna gore bu biraz alismisliga isarettir.. Ve her alisma ardinda uzunca gecen bir zaman barindirir acisiyla, tatlisiyla.. O ilk gunlerin ev arama, esya bulma, alis verise gitme telasi tekrar yasanir, ilk gunlerin heyacanindan uzak bir sakinlikle, daha once izlenmis bir filmi tekrar izlercesine, oylesine..

Yaz sonunu ilan edip uzun kisi mujdeleyen ruzgarlar kol geziyor artik bos sokalarda.. ama insan, buharlastirici, nemli sicaklardan kurtulduguna mi sevinsin yoksa, kanini donduran soguklarin yaklasmasina mi uzulsun bir turlu karar veremez.. Bu celiski oylesine derin , oylesine uzun solukludur ki, sabah kalkinca unuttumuz cogu kabuslarin ana temasidir belki de.. Bir zamanlarin "havalar nasil olursa olsun sizin havaniz hep iyi olsun" vecizesi buralarda pek bir anlam ifade etmez insanlara.. Havanin ilikligi olcusunde guler yuzludur cunku insanlar burada.. Soguk gunlerde, kalin ceketleri uzerinden hep asik suratla, kisik gozlerle bakar insanlar yanlarindan buzulerek gecen digerlerine.. Oylesine ki aksamlari, haber bultenlerinin en onemli kismi hava durumlarina ayrilir, en cok bu kisimlar dinlenir, degisik hava radar animasyonlari gosterilir.. Bu anismasyonlarda donen bulutlar cok sey ifade etmez buradaki burali olmayanlara.. Digerlerinin hepsi gayet ustadirlar bunlari okumakta ama.. "gordun mu" der birisi, "kuzeydogu'dan guney batiya donuyor suradaki yesilimsi kabarciklar, hic boylesini gormemistim, hep diger yonde donerlerdi oysa ki..", "oyle mi?" der digeri, "bu hic de iyiye bir isaret degil"..

Ve bu hikaye her sene aynen tekrarlanir, kurulmus bir saati kiskandirircasina..
Yitip gidenler, kendini bulanlar, az konusup cok dusunenler, acaba diyenler..
Degisen sadece hikayenin isimsiz kahramanlaridir..
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
14-12-2007, 11:16 AM
Mesaj: #2
RE: GÜNLÜK
22.10.2007
Pazartesi
Negatif limanlardan pozitif sulara geçtiğim andan hemen sonra
(biraz kitap reklamı gibi oldu ama napalımGuests cannot see images in the messages. Please register to forum by clicking here to see images.)


EN AZ SEVDİĞİN KADAR SEVİLMEKTİR BİR ACININ YARABANDI…
---yazılarımın hepsinin bir adı var.Ne zamandır bunu yapıyorum,nasıl karar verdim bilmem ama ben böyle seviyorum---
Evet yine Polyanna diyecekler bana, ama benim bundan duyduğum tek rahatsızlık bir başkasına benzetilmek olacak. Yoksa hayata bakışımın eleştirilmesi falan ırgalamaz beni… Çünkü acıları, mutsuzlukları, kötülükleri abartmaktansa; coşkuları, mutlulukları, iyilikleri, güzellikleri abartmak ve dolu dolu yaşamak daha doğru bana göre ve umarım ‘ ilerde bir gün’ herkese göre…
Hafta sonu Adana’ ya giderken gerçekten çok acılıydım. Gencecik askerlerimiz dağlarda- gencecik kuzenim evinde can vermişti çünkü…
Hem makro, hem de mikro düzeyde sarsılmıştı ailem… Yanlarında olmak, acılarından bir parça almak ve onları biraz olsun rahatlatmak için mesai biter bitmez çıktım yola... Eve gitmeden arka sokağa saptım. Önce amcamlara uğrayacak sonra eve gidecektim. Annemler beni görmek için biraz daha bekleyebilirdi.
Bir süre yanlarında durdum. Sarıldım sımsıkı, gözyaşlarını sildim, yanlarına oturup sessizce ellerini tuttum. Onlara sevgimi, sadakatimi hissettirdim-en küçük bir teselli sözcüğü kullanmadan! - Ben teselli edilmekten nefret ederken nasıl başkasına yapabilirdim ki?
Eve gittiğimde de sımsıcak kucaklar beni bekliyordu. Babam sanki eskisinden daha çok özlüyor, daha sıkı sarılıyordu bana. Yada bana öyle geliyordu.
Annemle sarılma seansımız her zaman olduğu gibi uzun sürdü. Kollarımızı azıcık gevşetip daha bi sıkı sarılıyorduk. Muammer Erkul’ un dediği gibi “ Öperken koklamayı ondan öğrendim”. Hislerimi şarkıyla anlatmayı, sevdiğin insanların gözlerine sevgiyle dolu bakmayı öğrendiğim gibi…“Ablan geçen gün ‘hepsini çok seviyorum ama Fadime’ den ayrılmak daha çok koyuyor bana ‘ dedi. “ bunu söylerken yüzünden aynı şeyi onun da hissettiğini anlamamak imkansızdı.
Ertesi gün Semra Abla’yı ziyarete gittik. Küçük bir çarşı turu için çıkmıştık çarşıya ama her zaman olduğu gibi dayanamayıp uzattık turumuzu…“ Her görüşümde daha bir güzel oluyorsun. Gittikçe güzelleşiyorsun haa ” dedi. Ama ben bu cümleden “ özledim, göresim geldi, o yüzden gözüme daha bir güzel geliyorsun” u algıladım daha çok...
Akşam vedalaşırken “ Kızım, senin de gelmenle gitmen bir oluyor “ dedi babam. Bu aslında; “ seni çok seviyor ve özlüyoruz daha uzun süre kalamayacağını, daha sık gelemeyeceğini biliyoruz ama sevildiğini bil, hiç aklından çıkarma ! “ demekti tabi ki...
Gece eşyaları yerleştirip dedikodu yaparken “ Sen olmasan ne yapardım ben? Fadime sana öyle alıştım ki..” dedi ablam. Bu da “ yanımda olman fiziksel anlamı dışında da bana çok iyi geliyor. Sadece yorgunluğumu azaltmıyor, sevginle de bana güç veriyorsun. “ demek oluyordu.
Bugün X maille fotoğrafları yollamış: “ Sen benim için başkasın. Evet, diğer arkadaşlarımı da çok seviyorum ama senin yerin ayrı “ diye not düştüğü bir e-maille… Yani “ sana olan sevgim daha farklı, her şeyi paylaşabilmek, hep yanımda olduğunu bilmek, bana huzur ve güven veriyor. “ manasına gelen mailiyle...
Ardından Y aradı. “Hafta sonu Adana’ya geldin ben de oradaydım ama görüşemedik, olmadı böyle ” dedi. “Keşke otogarda karşılasaydım seni, eve gidene kadar görüşmüş olurduk “… Yani “Seni görmek isterdim ama acılı günlerde ailenle olman gerekiyordu. Sana sitem edemem bu konuda ama sevildiğini özlendiğini acını paylaştığımı hatırlatayım ” demek istedi… Haa bi de “Z’nin selamı var, kontörü yokmuş arayamamış” dedi.” Bu da “ Z seni aramayı çok istiyor fakat uzun sohbetler edecek kadar kontörü olmadığından, babasına savurgan olmadığını göstermek için kontör masrafını azalttığından arayamamış ama seni sevdiğini unutmamanı istiyor” demek oluyordu tabi ki…
Nerden biliyorsun bu söylediklerinin o manalara geldiğini diye bir soru sormak çok akıllıca olmaz, zira Teoman’ ın şarkısında söylediği gibi “ hem hareketlerinden, küçücük mimiklerinden kalbini okurum ben”. Artık onların düşündüklerini bilmem için onların bir şeyler yapmasına, anlatmasına ve hatta konuşmasına bile gerek yok. Biz o evreleri çoktan geçtik. Küçük maydanoz çoktan meşeye dönüştü (Evrim teorisine nereden geldik ve ben sanki bu teoriyi desteklermiş gibi görünmeyi nasıl başardım acaba?) Tüm bunlar öyle iyi geldi ki bana… Aslında sevilmek çok ağır bir sorumluluk ama asla bir yük değil. Senden onları sevmeni, vakit ayırmanı, hatırlamanı bekleyen onca insan öyle bir güç veriyor ki … Başta söylediğim gibi yüreğim acı dolu gittim Adana’ ya ama şu an öyle huzurluyum ki… Elbette kaybettiklerimi unutmadım ama onları özlemek, sevgimi sürdürebilmek için sızlanıp dövünmeye değil dimdik ayakta olmaya ihtiyacım var …

İclal Aydın’ ın dediği gibi :
Sadece "sevilmek" harekete geçirir donmakta olan bir kalbi.
Ve hızla çarpan bir kalptir her seferinde, dünya üzerindeki onca güzel şeyin sebebi...
Yani... Sızlayan yerinden sevmeye başlamalı bir insanı.
Sevdiği kadar da sevilmektir zaten bir acının yara bandı...


"HiÇ KiMSE GÖRMEK iSTEMEYENLER KADAR KÖR DEĞiLDiR"

1999-2002---SDFL--K.maraş
2002-2006---Ç.Ü. End.Müh.--Adana
şimdi---Fabrika--G.Antep
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 




 Tema Degistir: